Hüseyin Çağlayan sergisinin ilk günü İstanbul Modern’de gün boyu vakit geçirdim. Zira kostümler sadece bakılıp geçilecek türden değildi. Hepsi apayrı hikayelerden meydana geliyordu.Sergilenen kıyafetlerin detayları, kullanılan malzemeler ve anlattığı hikayeler bütünleşince tek bir kostümle uzunca bir süre ilgilenebiliyorsunuz.
Sergiden çıktıktan sonra Hüseyin Çağlayan hakkında derin düşüncelerde buldum kendimi. Hayal gücünün ve etki alanının ne kadar farklı ve sınırsız olduğunu, kıyafet tasarlamanın Çağlayan’a göre teknolojik, felsefik ve bilimsel öğelerle birleşmesinin kaçınılmaz düsturu olduğunu idrak ettim.
Sergide ki her kostümü hikayelerini dinleyerek gezdim. Kostümler yalnızca birer kıyafet değildi… Hikayelerin sonucuydu onlar… Bir hikayenin bitimi… Son cümleleriydi… Felsefik tasavvurlardan hareketle oluşan hikayeler, kostüme dönüşürken alışılagelmiş malzemelerin dışına da çıkıyordu. Hüseyin Çağlayan’ın materyalleri; kumaş, iplikler ve bilindik aksesuarlardan ibaret değil. O, kumaşlarla teknolojiyi birleştirerek kotüm tasarımında sınırların olmadığını vurguluyor.
Sergide beni en çok etkileyen elbiselerden biri Hüseyin Çağlayan’ın bitirme tezi olarak sunduğu kostümdü…İpek elbise önce dikiliyor sonrasında demir tozuna bulanıp toprağa gömülüyordu. Aylar sonra topraktan çıkan elbise başkalaşarak yeniden doğuyordu. Hüseyin Çağlayan bitirme tezinde ki kıyafetleri bir nevi canlı gibi düşünerek önce öldürüyor sonra ise farklılaşarak yeniden hayat bulmasını sağlıyordu.
Bir mektup zarfıyla başlayan ve içinden aşama aşama çıkışını ve açılımını gösteren ‘’Mektup Elbise’’ de şüphesiz serginin en dikkat çekici öğelerinden. Çağlayan tasarımda farklı malzeme kullanımına dikkat çekiyor ve bu konuda prototiplerin dışına çıkarak mülaj kağıdından hafif, zarf boyutunda ve hacminde, katlanabilen günlük çantanızda bile taşınabilecek bir kıyafetle kolaylık sunuyor…
Etnik kültürler, göçmenlik ve savaş gibi durumlar Çağlayan’ın ilham kaynağı… Savaş sonrası evinden ayrılmak zorunda kalan insanların sahip oldukları eşyalarını da beraberinde götürme arzundan yola çıkarak nesneleri, vakti geldiğinde üzerlerinde kıyafet olarak taşınabilecek çift yönlü objelere dönüştürüyor. Sandalyelerin kılıfları birer elbise olurken sandalyeler valize dönüşüyor masa ise akordion görünümlü sistemiyle etek olarak kullanılabiliyor. 2000 yılında ‘’ Sözlerden Sonra’’ ismini taşıyan koleksiyonu beni en çok etkileyenlerden oldu. (Eklediğim videoda bahsettiğim defile yer alıyor. Eşyaların nasıl birer kıyafete dönüştüğünü mutlaka izleyin!)
Hüseyin Çağlayan kendi deyimiyle yalnızca bir moda tasarımcısı değil aslında O bir ‘’moda sanatçısı’’… Tasarımlarını entellektüel bakış açısıyla yola çıkarak hikayeleştiren, teknolojik öğelerle birleştiren, felsefik vurgular yapan, yeniliğe çok açık, bilimsel yolda emin adımlarla yürüyen bir moda sanatçısı O….
Sevgiler…

